Bizi takip edin...

RÖPORTAJ

RÖPORTAJ

İlham kaynağı “Annelik “

Kızı Sofi Maya’yı kucağına aldıktan,  sonra annelik duygusunu tadan Aslı ...

RÖPORTAJ

Bebek odalarında sade ve şıklık ” Mika Dekor “

İçeride sade ve şık bebek odaları var. Hepsi birbirinden güzel, ...

RÖPORTAJ

Gebelik dönemini rahat geçirmenin yolları

Bir bebeğin annesinin karnından, dünyaya gözünü açışına kadar her evresine ...

RÖPORTAJ

Ekranların sevilen Sihirli Annesi ” İnci Türkay “

Onu hepimiz bir zamanların en çok izlenilen dizisinde Betüş karakteriyle ...

RÖPORTAJ

Eğlenceli saatler “BİPARTİ”’de

Hem doğumgünü, hem eğlence hem de şahane süprizler bir arada ...

RÖPORTAJ

Sihirli Değnek kostüm evi sahibi Fisun Bolat, muhabirimiz Rüya Meriçboyu’nun sorularını yanıtladı.

“Sihirli Değnek “  dokunuşu ile hayallerinizdeki masal kahramanına dönüşün Burada istersen ...

RÖPORTAJ

Röportaj: Rüya Meriçboyu

Play İnn Parti Evi’nin kurucu ortağı Çağlayan Günattı muhabirimiz Rüya ...

RÖPORTAJ

Röportaj: Rüya Meriçboyu

Fotoğraf altı( Trio Consultancy şirketinin sahibi İlkay Ada muhabirimiz Rüya ...

RÖPORTAJ

Anaokulunda İngilizceyi sevdiren “Kids Aloud “

İngilizce, ortak dil olma yolunda liderliği elinde bulunduruyor. Dil artık ...


sanalbasin.com üyesidir

Bebek News

HAKKINDA
SİZİN İÇİN
ARŞİV
İLETİŞİM

İlham kaynağı “Annelik “

1SMC003Kızı Sofi Maya’yı kucağına aldıktan,  sonra annelik duygusunu tadan Aslı Hanım, annelerin hayatlarına pratiklik katmak için ne yapabileceğini düşünmüş ve puset çantaları tasarlamaya karar vermiş. Kendi tasarladığı ürünlere kızının adını veren Aslıhan Hünkar Demirsu, ürünlerini nasıl tasarladığından, nelerden ilham aldığına kadar her şeyi  Metronommedya muhabiri Rüya Meriçboyu ile konuştu.  

 

Bebek News: Bebekler için puset  örtüsü, mendil çantaları yapmak nereden aklınıza geldi?

 

Aslıhan Demirsu: Anne olduktan sonra aklıma geldi. Hem postacı çantası oluyor hemde çok fazla sepeti olmayan bebek arabalarına çıtçıtlanıp puset çantasına dönüşüyor. Böylece anne elinde çanta taşıma derdi olmadan daha özgür hareket edebiliyor. Ayrıca pusetlerin üzerine çocukları güneşten ya da tozdan korumak için anneler genelde tülbent eşarp örtüyorlar. Ben bunu hem görsel olarak hemde kullanış açısından çok güzel bulmuyorum. O yüzden tek renk, kenarları lastikli tülbent puset örtüleri tasarladım. Sürekli bir kenarından tutup düzeltmeniz gerekmiyor ve görsel olarak ta göze hitap ediyor.

B.N: Çocuğunuz size ilham kaynağı mı oldu?

 

A.D: 1 yaşında bir kızım var. Adı  Sofi Maya.  Zaten bütün tasarımlar ve ürünler onun hayatıma girmesiyle başladı. Anne olmadan önce annelerin nelere ihtiyacı olacağı konusunda çok fazla bir fikrim yoktu. Maya bana anneliği öğretti. Annelikle beraberde daha değişik neler yapabilirim sorusu ortaya çıktı. Günlük hayatımda kullandığım ürünlerin şurası şöyle olsaydı burası böyle olsaydı daha kolay olurdu, daha güzel olurdu diye düşünüp üzerinde oynarken en sonunda kendimi tasarımların içinde buldum ve ortaya kızımın adını verdiğim Sofi Maya çıktı.

B.N: İşinizi ilerletmek istiyor musunuz?

 

A.D: Tabi ki de. Her zaman çıtayı yüksek tutmak gerek. Zaten tekstil ürünleri bizim kendi üretimimiz. 2014’te tasarımlarımı butik çalışan anne bebek mağazalarında satışa çıkartmayı planlıyorum. Benim için önemli olan Türkiye’de henüz olmayan kullanışlı ve farklı ürünleri bulmak.

 

B.N: Son zamanlarda bazı kumaşların bebeklere zarar verdiği söyleniyor. Bu konuyla ilgili bilginiz var mı?

 

A.D: Evet var. Bir anne olarak bu konuda bende hassasım. Açıkçası kendi çocuğumda kullanmayacağım hiç bir ürünü başka bir annenin kullanmasını istemem. O yüzden de tekstil ürünlerinin hepsinde sertifikalı kumaşlar kullandık.

 

B.N: Mendil çantalarının üzerindeki süsler, sizin tasarımınız mı? Bu tasarımları yaparken nelerden ilham alıyorsunuz?

 

A.D: Anne çantalarının ve mendil çantalarının üzerinde ki tasarımlar bana ait. Modaya olan merakım ve annelik en büyük ilham kaynağım. Her özel tasarım çantayı sınırlı sayıda çalışıyorum. Sadeliği koruyarak taşlı, tüylü kurdelalarla ve broşlarla süslüyorum. Bebeği, çocuğu ile şık bir ortama gidecek olan bir annenin bebeği için kullandığı mendil çantasınında şık olması gerektiğine inanıyorum.

 

Bu sıcacık söyleşisi için Aslıhan Demirsu’ya teşekkür ediyoruz.

 

Bebek odalarında sade ve şıklık ” Mika Dekor “

resim 056İçeride sade ve şık bebek odaları var. Hepsi birbirinden güzel, annelerin gözünü yormayacak şekilde tasarlanmış. Dolapların içi için aslında herşey düşünülmüş. Anne adaylarını birbirinden güzel modellerle karşılayan Mika Dekor, bebeklere ve çocuklara mini mini sandalyeler bile düşünmüş.

Mika Dekor Mağaza Müdürü Dilek Nemli ile Metronommedya muhabiri Rüya Meriçboyu çok keyifli bir söyleşi gerçekleştirdi.

 

Bebek News: Mika Dekor ne zaman kuruldu?

 

Dilek Nemli: İçmimar Leyla Dilmez uzun yıllar önce Şişli’de bir arkadaşıyla beraber bebek mobiyası mağazası açmış. O zamanlar bebek mobilyası olarak mağaza yok denilecek kadar azmış.Haliyle kapıda kuyruk oluşurmuş. Çünkü tasarımlarıyla kendine özel tek mağazaymış.Sonra arkasından bebek mağazaları çoğalmaya başlamış. Odalarımızda sade ve şıklık ön planda.Bebek odasına uygun mini masa mini sandalyelerimiz var. Bu ürünlerimiz çok ilgi görüyor.

 

B.N: Bebek mobilyalarında aileler güvenlik açısında çok titiz davranırlar. Mobilyalarınızda nasıl bir güvenlik önlemi oluyor?

 

D.N: Kesinlikle aileler bu konuda çok özverili davranıyor.Parmaklık araları Avrupa Standartlarına göre 6 cm olmalı.Bebek yattığı zaman elini de ayağını da soksa rahatlıkla çıkarabilmeli. Mobilyalarımızda  dişbudak, gürgen ağaçları kullanılıyor. Ayrıca lake, subazlı boya kullanıyoruz hem sertifikalı hem çocuklar için sağlıklı. Bebeklerin ve çocukların sağlığına zarar vermeyecek  her türlü malzemeye önem veriyoruz.

 

B.N: Konu bebek mobilyası olunca hayal gücü sınırları aşıyordur. Leyla Hanım mobilyaları tasarlarken, nelerden ilham alıyor?

 

D.N: Tecrübesinden ilham aldığını söyleyebilirim.Mobilyalarımızda hem sade hem şık hem de modern çizgiler kullanıyoruz. Bebeğe uygun mobilyada kimi zaman anne adaylarının isteğine göre tasarlıyabiliyoruz. Ama bazen olamayacak şeyler oluyor. O zaman açık açık söylüyoruz olamayacağını.Ama genelde güzel tepkiler alıyoruz.

 

B.N: İleride bebek mobilyasının dışında bir konseptte sizi görebilir miyiz?

 

D.N: Bebek ve çocuk konseptinden başka bir mobilya tasarlamayı düşünmüyor. Bu şekilde devam etmesini istiyor. Çünkü bebek mobilyaları tasarlamaktan çok büyük keyif alıyor.

 

B.N: Mika Dekorun ikinci bir şubesini görebilecek miyiz?

 

D.N: Aslında çok istek alıyoruz. Biz şimdi karşıya nasıl geçeceğiz diyen müşterilerimiz oluyor. Ama ileride böyle bir proje düşünüyoruz. Neden olmasın.

 

 

Gebelik dönemini rahat geçirmenin yolları

resim 038Bir bebeğin annesinin karnından, dünyaya gözünü açışına kadar her evresine tanık oluyor. Annelik duygusunu ilk kez tadacaklar da ona geliyor. Birçok kez tatmış olanlar da. Ama gerçekleştirdiği her doğum da bir mucizeye daha şahit oluyor.

 

Mesleğinde 10 yılı geride bırakan Kadın doğum uzmanı Evrim Aksoy rahat bir gebelik döneminin nasıl geçeceğini Metronommedya muhabiri Rüya Meriçboyu’na  anlattı.

 

Bebek News: Bir bebeğin gözlerini dünyaya ilk açılışına şahit oluyorsunuz. Şu ana kadar birçok doğum gerçekleştirdiniz. Kadın doğum doktoru olma fikri nasıl gelişti? İlk doğumunuzu paylaşır mısınız?

 

Evrim Aksoy: Sadece kadın doğum uzmanı olmak için çalıştım. 2004 yılında uzman oldum. İlk deneyimim Zeynep Kamil Hastanesinde oldu. İlk tecrübemde bir annenin üçüncü çocuğunu doğurdum. En büyük korkum ya bebeği düşürürsem oldu. Hiçbir şey bilmiyordum ve o an tamamen ben sorumluyum. Hasta birden fırlattı çocuğu. Bebek anneyle benim aramdaydı.

 

B.N: Şu ana kadar birçok anneyi doğurttunuz ve doğuma hazırladınız. Hamilelik dönemi en rahat nasıl geçer?

 

E.A: Öncelikle şunu söylemem gerekir ki, yeni nesil anneler daha bilinçli. Gebeliğe hazırlanmak diye bir şey söz konusu oluyor. Gebe kalmadan iki ay önce folik asit yüklemesi ile birçok hastalık önlenmiş oluyor. Hatta hamile kalındıktan 3 ay sonraya kadar devam edilebiliyor. İdeal kiloya inmeniz gerekiyor. Gebelikte kilo alacağından, kilo verilmesinin hazırlığı yapılıyor. Sigara içiyorsa, onu bırakıyor. Bunlar yapıldığında gebelik dönemi çok rahat geçiyor.

 

B.N: Hep normal doğum çok sancılı geçer denir. Sezaryen doğum ne zaman yapılmalıdır?

 

E.A: Yıllardır böyle söylendi, korku normal doğuma engel oluyor. Aslında her şeyin başını bilgi çözüyor. Hamilelik döneminde testler yapılıyor. Doğum sancısı kişiden kişiye değişebiliyor. Çok güzel pelvis yapısı olan, çok rahat ağrıları tolore edebilen hastalar var. Çok rahat doğuran kadınlar var ben onlara hayranım. Tabi ki de bebeğin sağlığını engelleyecek bir durum varsa sezaryen doğum tercih ediliyor.

 

B.N: Tıp, teknoloji artık çok ileri seviyede. Gebelik durumunda olası bir durum ortaya çıkarsa bunu öğrenebilmek mümkün mü?

 

E.A: Artık tıp çok ileri bir seviyede. Doğum öncesi testlerle çocuğun olası bozukluklarını inceleyip gebeye söylüyoruz. Gebe isteğiyle doğurabiliyor. Yapılan testler aslında bebeğin ense kalınlığını ölçüyor. Böylece yüzdesi yüksek bir olasılıkla çocuğun down sendromlu olup olmayacağı anlaşılıyor. Gebelik 40 hafta sürdüğünden 20. haftada yapılan testler var. Ayrıca 24. haftada şeker yükleme testi yapılıyor. Gebelik diyabeti diye bir konu oluyor. Normalde diyabeti yokken, gebelikte diyabet ortaya çıkabiliyor. Gebeliğin bitmesi ile ortadan kaybolabiliyor. Doktor kontrolü ile birlikte gebeliğin daha kolay olması sağlanıyor.

 

B.N: Son olarak bebek news’i okuyan anne adaylarına ne söylemek istersiniz?

 

E.A: Öncelikle doktorlarına güvensinler. Eğer akıllarına bir şey takılıyorsa uzman kişilere danışsınlar. Bilgi her zaman korkuyu azaltır. Aslında gebelikte normal hayatta yaptığımızdan farklı bir şey yapmıyor. Sadece bir mucizeyi dünyaya getiriyoruz. Bizim amacımız sağlıklı olarak bebeğin gözlerini dünyaya açması.

 

 

 

Ekranların sevilen Sihirli Annesi ” İnci Türkay “

IMG_0028a (2)Onu hepimiz bir zamanların en çok izlenilen dizisinde Betüş karakteriyle tanıdık. Tüm çocukların hayallerindeki sihirli anne oldu. Cana yakınlığı, içtenliği ile herkes tarafından çok sevildi. Şimdilerde ise yine bir çocuk dizisinde anne karakteriyle sıcacık bir rolde oynuyor.

 

İnci Türkay, tiyatroya nasıl başladığından, yeni dizisine, anneliğinden, yer aldığı sosyal sorumluluk projelerine kadar her konuyu Metronommedya muhabiri Rüya Meriçboyu’na anlattı.

 

Bebek News: Bildiğimiz üzere siz tiyatro bölümünden mezunsunuz. Tiyatroyu seçme, tiyatroya yönelmeniz nasıl oldu? Bir hikayesi varsa bizimle paylaşır mısınız?

 

İnci Türkay: Tiyatroyu seçmem öncelikle çok iyi bir tiyatro izleyicisi olmamdan kaynaklanıyor. Ben kendimi bildim bileli babam bizi hep tiyatroya götürürdü.İzmir Devlet tiyatrosunun bazı oyunlarını üç beş kere izlemişimdir.Ayaklarım tiyatro koltuklarından yere değmezdi düşünün ne kadar küçüktüm. Babam devlet memuruydu. Bizim ailece en büyük eğlencemiz CSO ve senfoni orkestrasının konserlerine gitmek, opera ve bale temsillerine gitmek ve tabii ki tiyatro izlemekti. Hep sahnede onların yanında,  onların yerinde olmak isterdim ve eve gelip izlediğim karakterleri canlandırırdım.

 

B.N: Bir çok dizide rol aldınız. Ama içlerinde en çok tutulan Sihirli Annem dizisi oldu. Betüş karakteriyle çok sevildiniz. Şimdilerde ise Köstebekgiller dizisiyle ekranlardasınız. Dizideki karaketerinizle gerçek yaşamdaki karakteriniz birbirine uyuyor mu?

 

İ.T: Betüş, anlayışlı, fedakar, sırdaş, arkadaş, neşeli, paylaşan, dinleyen, mutlu ve bir de sihirli bir anneydi. Çocukların hepsi böyle bir anne ister değil mi? Betüş karakteri bana çok yakındı, anlayışlı,sabırlı ve samimiydi.Çocukları çok iyi anlıyordu.Çok sevildi tabii.Türk televizyon tarihinin en cesur dizisiydi.İlk ti.Fantastik bir işti ve hiç benzeri yoktu.Sonradan çok taklit edildi ama Sihirli annem gerçekten bir fenomen olarak kaldı.Köstebekgiller de animasyon ve reel karakterleri mükemmel bir işleyişle birleştiriyor.Sevgiyi dostluğu anlatıyor. Karakterler çok sevimli.Günümüz vurdulu, kırdılı, savaşlı, ve şiddet içeren çizgi dizilerinden çok farklı.Yumuşacık naif bir iş.Bu yüzden çok seviliyor.Teknoloji ile boğulduğumuz şu günlerde gerçek sevgiyi dostluğu çok basit bir dille anlatıyor.Mesajları çok doğru, çocuklar da bayılıyor bu diziye.

 

 

 

B.N: Dünyanın şüphesiz en kutsal mesleği annelik. Anne olmak nasıl bir duygu?

 

İ.T: Hayatımızda önceliklerimizi belirlememiz çok önemli. Ben anneliği çok cidiiye alıyorum ve çok ama çok önemsiyorum. Çünkü çocuk sahibi olan ama önceliği işi, sosyal hayatı olan pek çok anne var. Artık maalesef çocuklar bakıcılara emanet. Hepsi bir şekilde büyüyorlar. Sevgiye aç, hırçın, saldırgan çocuklarla karşılaşıyoruz.

Ben belki de fazla endişeli, meraklı, düşkün bir anneyim ama oğlum bana bu fedakarlıklarımın hepsinin karşılığını veriyor. Biraz fazla ama benim hayatımın tamamı Ali ile dolu. Bakıcım yardımcım yok ve hiç olmadı.Her sabah Ali’yi okula hazırlayan ve okuldan karşılayan benim. Tüm iş hayatımı ve arkadaşlarımla olan görüşmelerimi bu saatlere uygun ayarlıyorum ve çok sanslıyım ki,  bunu yapabiliyorum. Çok şeyi paylaşıyoruz. Yanlız anne olmak biraz daha çocuğun üzerine düşmesi demek insanın. Çok daha fazla birlikte vakit geçiriyoruz. Hiç bir zaman yardımcım olmadığı için herşeyi her anı paylaşıyoruz oğlumla. Zaten artık sekiz yaşını doldurdu. Gerçek bir yol arkadaşı benim için.Onun da benim de keyif alacağımız şeyler yapıyoruz.Birlikte karar veriyoruz.Birlikte okuyor öğreniyor geziyoruz. Nasıl bir anne olduğumu da Ali ye sordum şöyle cevapladı, çok gülen, eğlenceli, komik, bazen çok endişeli genelde neşeli çok cesur, sorumlu mutlu bir arkadaşıymışım.

 

B.N: Oğlunuz ileride tiyatroya yönelmeyi düşünür mü? Ya da anne oğul sizi ileride aynı projede görebilir miyiz?

 

İ.T: Oğlumun kendi tercihleri öncelikli olacak. Ama onu özel olarak tiyatroya oyunculuğa özendirmeyi yönlendirmeyi kesinlikle düşünmüyorum. İkimiz için gelen projeleri de kabul etmedik bu güne kadar. Daha küçük şimdilik çok iyi bir izleyici. Öyle kalması da benim temennim.

 

B.N: Geçtiğimiz günlerde sosyal sorumluluk projesinde yer almanız çok gurur verici. Keşke her sanatçı sizin gibi bu tür projelere gönül veriyor olsa. Önümüzdeki günlerde sizi yine sosyal sorumluluk projelerinde görebilecek miyiz?

 

İ.T: Yetişebildiğim faydalı olabileceğime inandığım tüm sosyal sorumluluk projelerine destek veriyorum.Özellikle özürlü, spastik, otistik çocuklarla çalışmalarım oluyor. Özel merkezler de onların yaşam savaşını görüyorum. Annelerini hayata tutunuşlarını, yaşamla gerçek anlamda mücadele veren insanlarla birlikteyim ben. İşte bu benim sahip olduğum hayatın bana ne büyük bir armağan olduğunu hatırltıyor. Ve hep gülümsüyorum hayata. Sahip olduklarımızın değerini anlamak ve ihtiyacı olan çocuklara, büyüklere bir umut ışığı tutabilmek için herkesi bu projelere destek vermeye davet ediyorum.

 

Bu keyifli söyleşi ve güleryüzlülüğü için İnci hanıma teşekkür ediyor, başarılarının devamını diliyoruz.

 

 

 

Eğlenceli saatler “BİPARTİ”’de

resim 010Hem doğumgünü, hem eğlence hem de şahane süprizler bir arada olsun diyorsanız,işte BİPARTİ tam da aradığınız yer. Çünkü burada çocuklar sınırsız eğlenceye doyuyor.

Yeğenine doğumgünü partisi için yer ararken , parti evinin yetersizliğini fark etti. BİPARTİ evini kurarak, hem çocuklara hem de yetişkinlere parti, doğumgünü, kına gecesi yapma olanağı sundu. BİPARTİ’nin kurcusu Tuğba Avşar Deniz Metronommedya muhabiri Rüya Meriçboyu ile çok keyifli bir söyleşi gerçekleştirdi.

Bebek News:  BİPARTİ kurma fikri nasıl ortaya çıktı?

Tuğba Deniz: Üniversiteden mezun olduktan sonra yaklaşık 6 yıl yerli bir ilaç firmasının İnsan Kaynakları departmanında görev yaptım. Burada tüm firma personeli için düzenlenen; yıl sonu yemekleri, motivasyon organizasyonları, eğitim toplantıları gibi aktiviteler benim öncelikli görev konularımdı.Firma değişikliği yapmak istediğim dönemde, aynı zamanda yeğenim için de doğum günü mekanları araştırıyorduk. Her şey kısmet olacak ki; gezdiğimiz ondan fazla parti evinin hepsi,  7 yaş doğum günü partisi için yetersiz ve oldukça amatördü, buna rağmen rezervasyonlarının dolu olması bana bu sektörde kaliteli hizmet ihtiyacının ne kadar fazla olduğunu düşündürdü. Böylelikle BİPARTİ projesinin fikir temeli, yani en büyük adımı atıldı. Hatta ben bu işi düşünüp, hız kazandırma aşamasındayken, işimden ayrılmış ve mekanın dekoratif çalışmalarına başlamıştım bile.

 

 

B.N: Çocuk partilerine nasıl hazırlanıyorsunuz?

T.D: Biparti olarak Temmuz 2012’den beri faaliyetteyiz ve yaklaşık 300 adet çocuk doğum günü partisi düzenledik. Partilerin çoğunun konsepti aynı olsa da, her organizasyonun kişiye özel birçok detayı var. Çünkü önceliğimiz kişiye özel organizasyonlar yapmak. Dolayısıyla hepsinin süslemesi, tasarımları, pastası, butik ürünleri, animasyonu, ikramları farklı hazırlık süreçleri oluşturuyor.Tüm bunların takibini yapabildiğimiz çok iyi bir bilgi işlem yapımız var. Müşterilerle ilk görüşmemizden itibaren her detayın sistem girişi yapılarak son haliyle kendilerine bir teyit mektubu iletiyoruz ve bunun üzerinden hazırlıklarımıza başlıyoruz. Bu sayede organizasyon sahibinin bütün isteklerine cevap vermiş oluyoruz. Tabii çok iyi bir ekibimiz var. Hafta içi ayrı hafta sonu ayrı ortalama 15 kişi çalışıyor BİPARTİ’de. Herkes aynı istek ve keyifle çalıştığından çok kaliteli  işler çıkarıyoruz. Müşterilerimizden aldığımız geri dönüşler bunun en güzel ispatı zaten.

B.N: Çocukları mutlu ediyorsunuz aynı zamanda yetişkin partileri de düzenliyorsunuz. Bu partilerden bahseder misiniz?

T.D: Mekânımızın dekoratif çalışmalarını yaparken hem çocuklara hem de yetişkinlere özel alanlarımız olsun ve her ikisi de kendi içinde şık alanlar olsun istedik. Yetişkinler için doğumgünü partileri, kına gecesi, bekarlığa veda, kadın günleri arkadaş toplantıları yapıyoruz. Tamamen kişiye özel hazırlıklar yapıyoruz; ses ve ışık sistemleri, süslemeler kişiye özel çalışılıyor.  Arzu edilirse her şeyi paket olarak bizden temin edebiliyorlar ya da yalnızca mekanımızı kiralayıp kendileri diğer ayrıntıları organize edebiliyorlar.

 

B.N: Aynı zamanda pasta kurabiye atölye kursları da veriyorsunuz. Bu kurslarda çocukların yanı sıra aileler de vakit geçiriyor mu ?

T.D: Kursları genellikle hafta içi 2 gün olacak şekilde organize ediyoruz.       Maksimum 4 kişilik gruplar halinde birer gün sürecek kurslar oluyor. Bununla birlikte, 10-15 kişilik özel workshoplar da gerçekleştiriyoruz.Kurs bitiminde hazırladıkları tüm ürünleri de yanlarında sevdikleriyle paylaşmak üzere götürüyorlar.

 

Anne-çocuk atölye çalışmaları için hazırlıklarımız devam ediyor onu da yakın bir zamanda faaliyete geçirmiş olacağız. Şu an için anneler kurs alırken çocukları üst katta profesyonel animatör ve oyun ablalarımızla keyifli vakit geçirebiliyorlar.

 

 

B.N: Yeni yıl yaklaşıyor. 2014 yılı için hedefleriniz nelerdir ?

T.D: Her şeyden önce sağlam ve güvenilir bir kadro ile çalışmak hizmet sektöründe çok çok önemli. Biz BİPARTİ olarak aile gibiyiz, çalışanlarımız gerek tam zamanlı gerek part-time birbirlerini sever ve sayar. Yaptığımız organizasyonlarda müşterilerimizin memnuniyetleri bizim için her şeyden önemli. Rakamsal verilerle de desteklediğimiz bu memnuniyetin devamlılığına, farklı lokasyonda açacağımı bir şube ile katkı sağlamak istiyoruz. Müşterilerimizden son dönemde özellikle Avrupa yakasında bir mekan talebini çok sık alıyoruz. Buna istinaden şu sıralar franchising ve bayilik üzerinde danışmanlık firmaları ve avukatlarla görüşmelerimize hızla devam etmekteyiz. Bununla birlikte, okullar ve hastanelerle işbirliği çalışmalarımıza start verdik. 2014 yılında da bunun devamlılığını sağlamak da önceliklerimiz arasında. BiPARTİ ekibi olarak giderek daha kaliteli, daha bilinen, daha profesyonel bir parti evi olup, alanımızda lider olmak en büyük isteğimiz.

Sihirli Değnek kostüm evi sahibi Fisun Bolat, muhabirimiz Rüya Meriçboyu’nun sorularını yanıtladı.

DSC_1480“Sihirli Değnek “  dokunuşu ile hayallerinizdeki masal kahramanına dönüşün

Burada istersen pamuk prenses, istersen bir cadı olabilirsin. Hangi masal kahramanını okuduysan onun baş rolünde olmak artık hayal değil. Çünkü “Sihirli Değnek”  dokunuşu ile bunların hepsi mümkün.

Metronommedya muhabiri Rüya Meriçboyu Sihirli Değnek kostüm evi sahibi Fisun Bolat ile söyleşi gerçekleştirdi.

Bebek News : Sihirli değnek kostüm evi fikri nasıl ortaya çıktı?

Fisun Bolat: Radyo televizyon mezunuyum. Monotonluğun bana göre olmadığını fark ettim. Kendi işini yapıyor olma duygusu beni acayip cezbediyordu.  Hayata geçirmenin vakti geldiğini hissettim. O yıllar benim için uyanıştı,  40 kostüm hazırladım fotoğraf çekimlerini yaptım.

B.N: İlk kostümlerinizi nereye verdiğinizi hatırlıyor musunuz?

F.B: İlk kostümlerimi Kalamış okullarına hazırlamıştım. Emniyetçi bir yapıya sahibim. Mesela gösteri cumartesi olacaksa ben o gösteri kostümlerini çarşambadan vermem gerekir. Onların bir denenmesi gerekir. Gösteri vakti geldiği zaman içim rahattır. O kadar çok çocuğun tek tek provası söz konusu değildir.

B.N: Kostümü hazırlarken nelere dikkat ediyorsunuz ?

F.B: Bir kıyafet tasarlıyorsam , önce müziği dinlemem gerekiyor. Müziğe hareketlere bakarak onlara kostüm tasarlayacağım. Bir sürü parametreyi bir araya getirip sahneye çıkacakları yer bile çok önemli oluyor.

 

 

B.N :  Kostümleri hazırlayıp, çocukların üzerlerinde görmek nasıl bir duygu?

F.B : Garip bir tılsım var kostümlerde. Kostümlere baktığınız zaman hepsi tek tek çok sade duruyorlar ama sahne ışığı altında gördüğünüzde ayrı bir enerji oluyor.O mutluluk her şeye yetiyor.

B.N : Çocuk kostümü giyince ne hissediyor?

Kostümü giyip aynada kendisine bakıyor ya, aynadan girsin okuduğu masallardaki kitaba konsun. Ben okuduğum masallardaki prenses oldum diyor. Hayatında belki hiçbir zaman prenses rolü gelmeyecek ama doğum gününde prenses olmak istiyor.

Bu tatlı sihirli röportajımızın sonuna gelirken Bolat, kostüm kiralamanın daha avantajlı olduğunu söylüyor.

Röportaj: Rüya Meriçboyu

DSC_1171Play İnn Parti Evi’nin kurucu ortağı Çağlayan Günattı muhabirimiz Rüya Meriçboyu’ nun sorularını cevapladı.

Çocuklara sınırsız eğlence merkezi                                 “Play İnn Parti Evi “

Play in parti evinde çocuklar doyasıya zaman geçirebilir, istedikleri kostümlerle doğum günlerini kutlayabilirler. Çocuklara sınırsız eğlence sunan Play İnn Parti Evi’nin kurucu ortaklarından Çağlayan Günattı ile Metronommedya muhabiri Rüya Meriçboyu söyleşi gerçekleştirdi.

Bebek News : Çocuklara aktivite imkanı sunan Play İnn Oyun ve  Parti evi ne zaman kuruldu?

Çağlayan Günattı :  Play inn ‘in kurulma fikri şöyle ortaya çıktı, benim iki tane kızım var biri 4.5 yaşında biri 7 yaşında. İkisinin doğum günlerini kalabalıktan evde yapamaz duruma geldim. Organizasyonlar iyi olunca herkes bizimkini de yap dedi. Sonra neden bu ticari fikre dönüşmesin dedim. Araştırdım, nasıl yaparız diye yola çıkınca  aile dostumuz  Özgür Özakman ile açtık. Her şey rast gitti. Her şey arka arkaya güzel bir şekilde devam etti. Ve iki sene önce Play İn faaliyete geçmiş oldu.

B.N: Parti evine ilgi gösteren yaş aralığı nedir?

Ç.G : Daha çok 1 ile 9 yaşa hitap ediyor. Ekstra 12- 13 velisiz gelecek çocuklar için de organizasyonlar düzenliyoruz. Aileler davetli sayısından dolayı evde ağırlayamıyorlar. O yüzden böyle yerleri tercih ediyorlar.

 

 

B.N: 1 yaş sorumluluk isteyen bir yaş değil mi ?

Ç. G : Aslında 1 yaş ağırlıklı parti yaptığımız yaşlardan biri. Çocuklar aileleri ile birlikte gelerek  doğum günü partilerini yapabiliyorlar.

B.N: İnternet sitenizi incelerken, kendi partini kendin yarat konseptine rastladım.  Bu konu hakkında bilgi verir misiniz ?

Ç.G :  Evet, böyle bir konseptimiz bulunuyor. Çocukların doğum günü partileri haricinde kişiler kendi istedikleri konseptte bir parti oluşturabiliyorlar. Ayrıca isteğe göre yetişkinler için de partiler düzenleyebiliyoruz.

B.N: Bir doğum günü partisi ne kadar sürüyor ?

Ç. G : Bir doğum günü partisi yaklaşık dört saat sürüyor. Bu da çocuğa dolu dolu yetiyor. Animatörler gelerek çocukları eğlendiriyorlar.

Röportajımızın sonuna gelirken Çağlayan Hanım, ailelerin doğum günlerinde çocuklarına keyifli bir zaman geçirmeleri için Play İnn Parti evi keyifli bir ortam sunuyor diyor.

 

Röportaj: Rüya Meriçboyu

DSC_1547Fotoğraf altı( Trio Consultancy şirketinin sahibi İlkay Ada muhabirimiz Rüya Meriçboyu’nun sorularını yanıtladı.)

“Trio Consultancy”  ile İngilizce öğrenmeyen kalmayacak

İngilizce öğrenmek artık yurtdışı eğitim danışmanlık firması olan “Trio Consultancy “ ile daha kolay. Dil konuşulan ülkede hem daha hızlı, hem daha doğru bir şekilde öğreniliyor.

Trio Consultancy şirketinin sahibi İlkay Ada bu işe nasıl adım attığını, mesleğinin zorluklarını Metronommedya muhabiri Rüya Meriçboyu’ na anlattı.

B.N: Kendinizden bahseder misiniz?

İ.A: Notre Dame De Sion Fransız  lisesini (onur ödülü alarak) bitirdikten sonra Yıldız Teknik Üniversitesi Mütercim Tercümanlık bölümüne devam ettim. 2005 yılında İstanbul da kendi şirketimi kurdum. Brand management, proje yönetimi ve eğitim firmanın faaliyet alanlarını oluşturuyordu. 2007 de İngiltere’ye yerleşerek,  Londra’da şirketimizin ilk şube açılışını gerçekleştirdik. 2008 yılında Cambridge ‘de merkez ofisimizi açarak büyümeye devam ettik. Halen 22 ülke ve 350’ nin üzerinde kurum, Üniversite ve enstitü ile İstanbul’daki iki ofisimizle her yıl yeni projelerle çalışmalarımıza hızlı bir şekilde devam etmekteyiz.

B.N: Seyahati zevkli ama bir o kadar da zor bir iş hayatınız var. Mesleğinize başlamanız nasıl oldu?

İ.A: 2007 yılında İngiltere’ye özel bir eğitim programı için gitmeye karar verdim. Her öğrenci adayı gibi ben de eğitim danışmanlığı yapan bir firmadan destek aldım. Buraya gelene kadar her şey yolundaydı. Ta ki Londra’ya ayak basıp, havaalanında karşılanma anına dek. Yıllarca yaşadığım tecrübelere dayanarak su an çok rahatlıkla söyleyebiliyorum ki, destek ihtiyacı burada doğuyor. Bu, benim mesleğe başlamamdaki en önemli etkendir. Birçok kişi bu yolculuğa başlarken ailesinden ilk kez ayrılıyor, ilk kez uçağa biniyor, ilk kez yurtdışına çıkıyor. Hatta birçoğu tek kelime yabancı dil dahi bilmiyor. Tüm bunlar göz önünde bulundurulduğunda mesleğin hassasiyeti sanırım daha iyi algılanabiliyor.

B.N: Bir gün kendinizle baş başa kalmak isterseniz. Seçiminiz İstanbul mu? Cambridge mi olur?

İ.A : Bir gün kendimle baş başa kalmak isteyeceğim. Umarım bunu Karayip adalarında gerçekleştiririm. İstanbul benim doğup büyüdüğüm hayatımın en önemli dönemlerini geçirdiğim, ailemin, dostlarımın olduğu yer. Şimdilik doğduğum ve yaşadığım şehirler arasında gidip geliyorum.

B.N: Türkiye’de eğitim yönündeki hedefleriniz nelerdir?

İ.A : Yurt dışına gitmek isteyen ancak yeterli zaman ve maddi imkânları sağlayamayan ya da vize prosedürlerinden yılmış kültür çatışması endişesi taşıyan adaylar için, eğitimcileri Türkiye’ye getirerek eğitim seminerleri düzenlemekteyiz.

Bu keyifli röportajın sonuna gelirken, İngilizcenin en rahat nasıl öğrenilebileceğini İlkay hanıma soruyoruz. İlkay hanım, yabancı dilin en rahat konuşulduğu ülkede öğrenildiğini, öğrenicinin azmine göre de değişkenlik gösterebildiğini söylüyor.

Anaokulunda İngilizceyi sevdiren “Kids Aloud “

DSC_0674İngilizce, ortak dil olma yolunda liderliği elinde bulunduruyor. Dil artık bireyde farklılık yaratıyor. Bugün çoğu kişi kurslara giderek öğrenmeye çalışıyor. Ama unuttuğumuz çok önemli bir konu bulunuyor. Dili küçük yaşta öğrenmenin her zaman daha kolay olduğu. İngilizceyi küçük yaşlarda oyunlar oynatarak sevdirmeye çalışan İngiliz Kültür 2-6 yaş arası çocuklar için İngilizce Anaokulu formatında Koşuyolu’nda yeni bir şubesi olan Kids Aloud’u açtı. Tüm ebeveynler için Metronommedya Muhabiri Rüya Meriçboyu Kids Aloud Okul Müdürü Filiz Yıldırım’ a merak edilenleri sordu.

İngilizce öğrenmek artık çağımızın bir problemi.  Yaş ilerledikçe öğrenmek daha da güçleşiyor. Peki küçük yaştakilere İngilizceyi öğretmek kimin fikriydi ?

Kids Aloud İngilizce anaokulu, İngiliz Kültür Dernekleri çatısı altında kurulmuş olan bir kurum. Kısacası bu fikir çocuklara dili severek öğretmek adına İngiliz Kültür Derneğinden çıktı.

Buraya gelen çocuklar anne kucağından çıkıp geliyor. Karşılarında yabancı bir öğretmen gördüklerinde yabancılık çekmiyorlar mı ?

Evet, çocuk ilk geldiğinde yabancılık duygusunu aşamıyor. O yüzden sınıflarda ilk önce Türkçe öğretmenle karşılaşıyor. İngiliz hoca da sınıfta oluyor, çocuklarla ilk zamanlar oyun oynuyor. Böylece çocuk alışma dönemini atlatıyor.

İlk İngilizce kelimelerle tanışma dönemi nasıl geçiyor ?

İngiliz hoca oyun oynadıkça, çocukta ben bununla oynuyorum, onun dilini öğrenmeliyim algısı oluşuyor. Sevdiği kişiyi anlamak daha kolay oluyor. Sit down gibi basit ama ihtiyaç duyulan kelimelerle İngilizce başlamış oluyor.

Aslında sizin  burada amacınız, çocuklara oyun eşliğinde İngilizceyi sevdirmek ve öğretmek. Yıl sonunda çocuk akıcı bir şekilde konuşabiliyor mu ?

Tabi ki de , bizim Kids Aloud olarak amacımız, ana dili olan Türkçe’den koparmadan, İngilizceyi oyunlarla sevdirerek öğretmek. Günlük ihtiyaçlarla başlıyor, cümlelere sonra da paragraflara dönüşüyor. Sene sonunda akıcı bir şekilde İngilizce konuşabiliyor. Hatta sene sonu gösterilerimizi İngilizce sergiliyoruz.

Peki ailelerin sene başındaki tepkisi ile sene sonundaki tepkisi nasıl oluyor ? Mutlaka bir farklılık oluyordur.

Sene başında çocuğunu okula yazdırmak isteyen aile, “Nasıl öğrenecek, en azından kulak dolgunluğu olur “ diyor. Ama zaman geçtikçe çocuğun evde İngilizce konuştuğunu gördükçe, veliler şaşırıyor.

Siz sene sonunda  Avrupa Dil Sertifikası veriyorsunuz. Bu sertifikanın ne gibi bir işlevi var ?

Sene sonunda aileye karne formatında çocuğun portfolyosu veriliyor. İki sene üst üste portfolyo alan çocuğa Avrupa Dil Sertifikası veriyoruz. Bu sertifikaya sahip olan çocuk, yurtdışında ilkokul seviyesine çok rahat başlayabiliyor.

Son olarak, çocukları için emek sarf eden ailelere İngilizce öğrenme konusunda tavsiyeleriniz neler ?

Ailelere benim en önemli tavsiyem, İngilizceyi bir amaç olarak düşünmemeleri. Çünkü dil bir ihtiyaçtır, konuşmak için bir iletişim aracıdır. Ve evde çocuklara baskı yapmasınlar. Çocukları özgür bıraksınlar, ilgi duydukları, sevdikleri dili zaten çok rahat bir şekilde öğreniyorlar.

Bebek News© - Aylık Ücretsiz E-Dergi - Metronom Medya

cyhn.net | grafik & web tasarım